İçeriğe geç

Defteri kareli olur mu ?

İzmir’de defter tartışmaları ve hayatın en gereksiz ama en önemli sorusu

İzmir’de yaşayınca insanın hayatı iki şeye bölünüyor: “şimdi sahile insem mi?” ve “ben bunu niye düşünüyorum?” Arada bir de üçüncü kategori var: “benim hayat niye bu kadar dağınık?”

Ben 25 yaşındayım ve arkadaş grubunda resmi görevim belli: her ortama espri sıkıştıran ama gece 02.00’de tavana bakıp hayat muhasebesi yapan kişi. Yani gündüz palyaço, gece filozof.

Geçen gün yine böyle bir akşamda konu bir anda en saçma yerden açıldı. Defter.

Ama öyle sıradan bir defter muhabbeti değil. Konu direkt şuraya geldi:

“Defteri kareli olur mu?”

İşte o an masada bir sessizlik oldu. Çünkü bazı sorular vardır ya… cevabı basit ama tartışması ölümüne uzundur. Bu da onlardan biri.

Kafede başlayan büyük defter krizi

Alsancak’ta küçük bir kafedeyiz. Masada dört kişi varız. Ben, sürekli plan yapan ama hiçbir planı tutmayan Mert, her şeyi estetik görmeye çalışan Ece ve “ben zaten hayatı çözmüşüm” triplerinde olan Burak.

Mert bir anda çantasından defter çıkarıyor.

“Bakın yeni defter aldım.”

Ece gözlerini kısıyor: “Minimal mi?”

Burak hemen atlıyor: “Sert kapak mı? Hayatın kontrolü sende demek ki.”

Ben deftere bakıyorum ve ilk gördüğüm şey şu oluyor:

KARELİ.

Ve o an beynimde küçük bir alarm çalıyor.

“Defteri kareli olur mu?” diye yüksek sesle sordum.

Masa dağıldı.

Mert: “Ne demek olur mu ya? Defter defterdir.”

Ece: “Hayır olmaz. Çizgili olmalı, yoksa düşünceler kayıyor.”

Burak: “Ben dotted kullanıyorum, siz hâlâ karede misiniz?”

Ben içimden düşünüyorum: “Ben sadece not tutacaktım, niye matematiksel bir ideoloji tartışmasına döndü bu?”

İç ses: Bu kadar ciddiye almamalıyım ama alıyorum

Gerçek şu ki, ben defter meselesini biraz fazla ciddiye alıyorum.

Çünkü benim için defter sadece yazı yazılan şey değil. Aynı zamanda hayatımı “düzgün bir insan gibi yaşama” denemesi.

Ama işte sorun burada başlıyor: düzgün insan olmak için bile fazla düşünmek gerekiyor.

Kafamın içi:

Kareli defter = disiplin

Çizgili defter = klasik düzen

Boş sayfa = kaos ama özgürlük

Noktalı defter = “ben biraz Pinterest insanıyım” seviyesi

Ve ben bu dört seçenek arasında seçim yapmaya çalışırken hayat geçiyor.

Kırtasiyede yaşanan kimlik krizi

Yine bir Globaldizayn içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “Defteri kareli olur mu”.

Bir gün karar verdim: “Tamam, bu işi kökten çözüyorum.”

Kırtasiyeye girdim. Ama öyle sıradan bir giriş değil, sanki önemli bir devlet işi yapar gibi.

İçeride defterler dizilmiş. Kareli olanlar ayrı bir rafta, çizgili olanlar ayrı, spiralli olanlar zaten ayrı bir “ben daha havalıyım” köşesinde.

Satıcıya sordum:

“Defteri kareli olur mu?”

Adam 50 yaşında, hayatı görmüş biri. Bana baktı, sonra deftere baktı, sonra bana tekrar baktı.

“Olur evladım… ama niye olmasın?”

O “niye olmasın” tonu var ya… insanın bütün varoluş krizini tetikliyor.

Ben orada donup kaldım.

İç ses:

“Gerçekten bu kadar düşündüğüm şey bu mu? Bir defter?”

Ama işte mesele defter değilmiş gibi hissediyorum. Mesele benmişim.

Kareli defterin gizli psikolojisi

Sonra defteri aldım. Kareli.

Eve gittim, masaya oturdum.

İlk sayfayı açtım.

Ve hiçbir şey yazmadım.

Çünkü kareler bana bakıyordu.

Ciddiyim.

Sanki her kare şöyle diyordu:

“Düz yaz. Taşma. Disiplini bozma.”

Çizgili defterde en azından bir akış var. Kareli defterde ise resmen Excel gibi bir hayat planı var.

Ben de Excel kullanmayı beceremeyen insanım zaten.

İlk yazdığım cümle şu oldu:

“Bugün neden kareli defter aldım?”

Sonra altına ekledim:

“Bilmiyorum.”

Arkadaş ortamında defter savunması

Ertesi gün yine aynı ekipteyiz.

Mert defteri görüyor.

“Sen ciddi ciddi kareli defter mi aldın?”

Ece hemen araya giriyor:

“Bak bu çok analitik bir seçim olabilir.”

Burak gülüyor:

“Sen mühendis misin yoksa hayatı grid’e mi sokuyorsun?”

Ben savunmaya geçiyorum:

“Bakın olay şu… kareli defter daha düzenli hissettiriyor.”

Mert: “Sen zaten hayatında düzen görmemişsin ki?”

Haklı.

Ama kabul etmiyorum.

Çünkü insan bazı gerçekleri hemen kabul edemez.

Kareli defterle yazı yazmaya çalışma süreci

Bir süre sonra kareli deftere yazmaya başladım.

Ama bu yazma eylemi öyle rahat değil.

Mesela bir cümle yazıyorum:

“Bugün İzmir’de hava güzeldi”

Ama cümle karelerin içine sığmayınca beynim bozuluyor.

Yeni bir kriz:

Satır taşsa mı?

Yoksa kelime mi bölsün?

Yoksa ben mi hayatımı böldüm zaten?

Bir noktada şunu fark ettim:

Ben defterle kavga ediyorum.

Defterle!

Bu normal değil.

İç ses:

“Belki de sorun defter değildir…”

Ama susturdum o sesi.

Çünkü o ses genelde haklı çıkıyor ve bu beni rahatsız ediyor.

Bir sabah: kahve, defter ve varoluş sancısı

Bir sabah Karşıyaka’da sahilde oturuyorum. Kahve aldım. Kareli defter önümde.

İnsanlar yürüyüş yapıyor, köpekler koşuyor, hayat akıyor.

Ben ise bir kareye bakıyorum.

Ve o kareye şunu yazıyorum:

“Bugün iyiyim.”

Ama sonra siliyorum.

Çünkü “iyiyim” yazısı o kadar düz ki… içime sinmiyor.

Belki de iyi değilim.

Belki de kareli defter bile bunu fark etti.

Defteri kareli olur mu? sorusunun gerçek anlamı

O gün fark ettim ki mesele aslında şu değil:

“Defteri kareli olur mu?”

Asıl soru şuymuş:

“Ben hayatımı ne kadar düzene sokmak istiyorum ve bunu yaparken kendimi ne kadar sıkıştırıyorum?”

Kareli defter bana şunu hissettirdi: her şey ölçülü olmalı.

Ama ben ölçü sevince bile abartıyorum.

Bir şeyleri düzene sokmaya çalışırken kendimi çizgilerin içine hapsediyorum.

Sonra o çizgiler bile yetmiyor.

Kendimle yaptığım son konuşma

Bir gece yine defterin başındayım.

Ev sessiz. İzmir’in rüzgârı camdan içeri giriyor.

Defteri açtım.

Uzun süre baktım.

Sonra şunu yazdım:

“Ben aslında defter seçmiyorum. Kendimi seçmeye çalışıyorum.”

O an durdum.

Kalem elimde kaldı.

Bir süre hiçbir şey yapmadım.

Sonra ekledim:

“Ve her defasında yanlış yerden başlıyorum.”

Kareli defterle barışma

Zaman geçtikçe kareli defterle kavga etmeyi bıraktım.

Artık kareleri düşman gibi görmüyorum.

Daha çok… beni tutan bir zemin gibi.

Bazen yazılarım taşsa da sorun etmiyorum.

Bazen düzensiz de yazıyorum.

Çünkü fark ettim ki düzen, defterde değil.

Bende.

Ve ben bazen çok düzensizim, evet.

Ama bu da hayatın bir parçası.

Sonuç yerine değil, bir anlık farkındalık gibi

Şimdi yine o defter önümde.

Kareli.

İçinde yarım cümleler, çizilmiş kelimeler, kahve lekeleri var.

Ama artık bana baskı yapmıyor.

Sadece eşlik ediyor.

Ve ben İzmir’de bir kafede otururken şunu düşünüyorum:

Belki de “Defteri kareli olur mu?” sorusu hiç defterle ilgili değildi.

Belki de sadece kendimizi anlamaya çalışırken sorduğumuz küçük ama inatçı bir soruydu.

Ve cevap… aslında hiçbir zaman defterde yazmıyordu.

Globaldizayn sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Defteri kareli olur mu” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ahmet Başbey Bülent Kent