İçeriğe geç

İnsan nisyan ile malüldür kimin sözü ?

“İnsan Nisyan ile Malüldür” Sözü ve Edebiyat Perspektifinden Çözümleme

İnsan hafızasının sınırları ve unutuşun derinliği, zamanın ve mekânın değişen ritimleriyle şekillenir. Edebiyat ise bu insanî özellikleri, kelimeler ve anlatılar aracılığıyla yansıtan bir aynadır. “İnsan nisyan ile malüldür” sözü, yalnızca felsefi değil, aynı zamanda edebi bir derinliğe sahiptir. Bu sözün içindeki “nisyan” (unutkanlık) ve “malül” (hasta, bozuk) kavramları, insanın zayıflıklarını ve hayatta kalma mücadelesindeki kırılganlıkları simgeler. İnsan, hatırlamakla unuttuğu arasında sıkışmış bir varlık olarak, edebiyat metinlerinde sürekli bir arayış içinde şekillenir. İnsan ve unutuş ilişkisi, edebi metinlerde bir yansıma, bir arayış, bir kayboluş olarak karşımıza çıkar. Peki, bu sözü edebiyatın farklı türlerinde, metinlerinde, karakterlerinde ve temalarında nasıl çözümleyebiliriz?
Hafıza, Unutuş ve Kimlik Teması

İnsan, unutuşla var olabilen bir varlıktır. Bu, yalnızca felsefi bir düşünce değil, aynı zamanda birçok edebi eserin temel temasını oluşturur. Unutmak, bir tür savunma mekanizması olabilir; kimlik arayışındaki kırılganlık ve hatırlamanın yükü, bazen insanın kendini yeniden inşa etme çabalarına engel olur. Edebiyat, bu temayı çok çeşitli biçimlerde işler. Örneğin, Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinde, Gregor Samsa’nın yaşadığı kimlik bunalımını ve unutuşunu ele alır. Gregor’un insanlıkla olan bağlarını kaybetmesi, unutma ve hatırlama arasındaki derin uçurumu gözler önüne serer. Bu eser, “insan nisyan ile malüldür” sözünün metaforik bir yansıması gibidir: Unutmak, bazen bir insanın hastalığıdır, kimliğini yitirmesinin sebebidir.

Bir başka örnek, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway eserinde, karakterlerin içsel dünyalarını ve geçmişte bıraktıkları izleri nasıl unuttukları ve yeniden hatırladıkları üzerinde yoğunlaşır. Woolf’un anlatımındaki akışkanlık, geçmişin ve anıların birbirine karıştığı bir yapıyı oluşturur. Bu, zamanın edebi temsilinin unutkanlıkla ilişkisini simgeler. Hem hatırlama hem de unutma, kimlik inşasında kritik bir rol oynar. Bu da “nisyan”ın, insan ruhunun içinde yer eden bir hastalık gibi işlediğini gösterir.
Edebiyatın Metinlerarası İlişkileri ve Unutmanın Evrensel Teması

Edebiyat kuramları ve metinler arası ilişkiler, “insan nisyan ile malüldür” sözünün daha derin bir anlam kazanmasına yardımcı olabilir. “Unutmak”, sadece bireysel bir deneyim değil, kolektif bir tarihsel hafıza sorunudur. Modernizm ve postmodernizm gibi akımlar, hatırlama ve unutmanın toplumsal, kültürel ve bireysel boyutlarını incelemiştir. Örneğin, Jean-Paul Sartre’ın Bulantı eserinde, insanın “varlık” ve “yokluk” arasındaki gelgitleri, unutuşun ve hatırlamanın felsefi bir analizini yapar. Sartre’ın anlatısında unutmak, insanın varoluşsal bir sıkıntısıdır, çünkü hatırlamak ve anlamlandırmak, insanın dünyaya yerleşme biçimidir.

Metinler arası bir bakış açısıyla, Simone de Beauvoir’ın İkinci Cins adlı eserinde kadın kimliğinin unutturulmuş tarihi ve toplumsal yapıları, unutuşun toplumlar üzerindeki kalıcı etkilerini gösterir. Beauvoir, kadının kimliğinin sadece unuturak şekillendiğini değil, unutturularak da şekillendirildiğini vurgular. Burada unutmanın toplumsal bir hastalık gibi işlediğini, kimliklerin nasıl silinip yeniden şekillendirildiğini görmek mümkündür.
Edebiyatın Semantik Boyutu: Unutmanın Sembollerle İlişkisi

Unutmanın sembolik temsilleri edebi metinlerde güçlü bir yer tutar. Sembolizm akımında, kelimeler ve imgeler, anlamı çok katmanlı ve dolaylı bir biçimde taşır. Unutma, her zaman görünmeyen bir şeyin temsili olabilir. Edebiyatın dilsel yapılarında, semboller, unutkanlık ve hafıza arasındaki ilişkiyi daha etkili bir biçimde gösterir. Örneğin, William Faulkner’ın Sesler ve Öfkeler adlı eserinde, zamanın doğrusal bir çizgide ilerlemediği, hatıraların ve unutkanlıkların birbirine karıştığı bir anlatı yapısı vardır. Faulkner, unutkanlıkları birer sembol olarak kullanır, her sembol bir kaybolmuş anı ya da bastırılmış bir hatıradır. Bu metinde, “nisyan”ın bir hastalık gibi yayıldığı ve insanı adım adım ele geçirdiği bir sembolizm mevcuttur.

Yine aynı şekilde, Franz Kafka’nın Şato eserinde, unutma, bir tür yabancılaşma ile iç içe geçmiştir. Kafka’nın karakteri, hatırlama arzusunun peşinden gitse de, sürekli olarak bir boşlukla karşılaşır. Unutmak, karakterin sürekli olarak kaybolan bir dünyada var olma çabasının simgesidir.
Edebiyatın Gücü ve Anlatı Teknikleriyle İnsan Ruhunun Dönüşümü

Unutkanlık, edebi anlatının temel yapı taşlarından biridir. Bu kavram, anlatı teknikleriyle birleştiğinde, insan ruhunun dönüşümünü daha derinlemesine keşfetmemize olanak tanır. İç monolog ve zihinsel akış teknikleri, unutmanın ve hatırlamanın insan bilincinde nasıl derin izler bıraktığını gösterir. James Joyce’un Ulysses adlı eseri, iç monolog tekniğiyle unutkanlığın ve geçmişe dönüşün anlık, geçici anlarına ışık tutar. Joyce, zaman ve mekânın sınırsız akışını kullanarak, geçmişin hatıralarının sürekli olarak kaybolup yeniden doğmasını sağlar.

Edebiyat, aynı zamanda zamanın akışını kurgusal olarak manipüle ederek unutmanın gerçeğini daha somut hale getirebilir. Gerçekten kaçan, zamandan kaybolan veya yanlış hatırlanan bir dünya, edebiyat aracılığıyla yeniden var olur. Bu, postmodernizmin temel bir karakteristiğidir: Unutma, hiçbir zaman tam anlamıyla kaybolmaz, aksine sürekli olarak yeniden şekillenir.
Unutmak, İnsanın Doğal Durumu Mu?

Sonuç olarak, “insan nisyan ile malüldür” sözü, edebiyatın temalarından ve tekniklerinden birine dönüşerek, insan ruhunun unutma, hatırlama ve kimlik inşası arasındaki derin bağları keşfetmeye olanak tanır. Unutmak, sadece kaybolan bir şey değil, yeniden var olabilen bir anı olabilir. Edebiyat, bu temayı farklı bakış açıları ve anlatı yöntemleriyle işlerken, aynı zamanda insanın ruhunu dönüştüren bir güce sahiptir.

Edebiyatın metinlerarası ilişkilerinden ve sembollerinden faydalanarak, unutkanlık ve hafıza arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine düşündüğümüzde, okurlar olarak bizlere de büyük bir sorumluluk düşer. Unutmak, sadece bir zayıflık mı, yoksa insanın kendisini yeniden yaratma sürecinin bir parçası mı? Unutmanın simgesel temsilinin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Edebiyatın gücü, insanların bu sorulara nasıl farklı yanıtlar verebileceğini ve bu cevapların hayatımıza nasıl yön vereceğini gösterir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ahmet Başbey Bülent Kent