İçeriğe geç

Eski dilde ayakkabı nedir ?

Eski Dilde Ayakkabı Nedir?

Kayseri’de sabahları, soğuk rüzgarı omuzlarına alıp, bir çay içmeden evden çıkmamaya karar verdiğimde, yazılarımda sıkça bahsettiğim o eski günleri düşünmeye başlıyorum. Şehrin her köşesindeki taşlara, sokağın köşelerinde görünen duvarlara göz attıkça, “eski dilde ayakkabı nedir?” sorusunun benim için ne kadar derin ve anlamlı olduğunu fark ediyorum.

İlk Adımlar

O gün, elinde bir parça ekmekle sokaklarda yürüyen o yaşlı kadının geçtiği yeri hatırlıyorum. Ayakkabıları neredeyse yere sürtüyor, ama ona bakınca sanki yıllardır, belki de bir ömür boyu yürüdüğü yollarda “kendi ayak izlerini” bırakmak istiyormuş gibi bir izlenim doğuyordu. Benim için, “eski dilde ayakkabı nedir?” sorusu, sadece bir giysi ya da eşya olmanın ötesindeydi. O kadının ayakkabıları, geçmişin tozlu hatıralarına açılan bir kapıydı.

Ayakkabı, aslında bir insanın geçmişiyle ilgili pek çok şeyi simgeliyor. Bu, sadece topukları değil, zeminle teması, adım adım geçen yılları ve her bir adımda yaşanan duyguları anlatan bir nesne. Eski dilde, ayakkabıya nasıl bir anlam yüklenmişti? İşte tam da bunu anlamaya çalışırken, çocukluğumun geçtiği mahalledeki eski dükkanlara uğrayıp, sabahları güneşin girmeye başladığı saatlerde, o taşlı yolda yürüyerek ilerlerken bir şeyleri fark etmeye başladım.

Ayakkabılar ve Hatırladıklarım

Annem, her zaman sabahları beni uyandırmadan önce, eski zamanlardan kalma bir çift ayakkabıyı, özenle giyip günlüğüne yazılar yazardı. O zamanlar, ayakkabının sadece bir aksesuar ya da ihtiyaç olmadığını düşünemezdim. Her sabah elindeki defteri alıp, “Bugün ne düşündüm?” diyerek yazmaya başlarken, bazen o eski ayakkabıları konuşur gibi olurdu. Bir defasında annem şöyle demişti:

“Ayakkabılar, insanın yolculuğunun izlerini taşır. Bir insanın ayakkabısı ne kadar eskirse, hayatındaki zamanın izleri o kadar derin olur.”

Ben o zamanlar anlamazdım, ama şimdi o eski dilde “ayakkabı” dediğimizde, her adımda yaşadığımız anların bile bir anlam taşıdığını hissediyorum. Ayakkabılar, geçmişin yaşanmışlıklarını taşıyan ve bizi bugüne kadar getiren semboller.

Şehrin Sokaklarında Eski Bir Gün

Bir gün, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken bir çöp kutusunun yanında unutulmuş, topraklanmış bir çift eski ayakkabı gördüm. Ayakkabılar, yıllarca birinin ayağını sarmış, adımlarına eşlik etmiş ve şimdi, belki de yıllardır orada terk edilmişti. İçimden, “Bu ayakkabılar kimindir?” diye sordum. Bir zamanlar bir insanın hayatında bir anlam taşımış, belki de her adımında bir umut, bir özlem ya da bir kaybolmuşluk vardı. Ama şimdi, sadece toprakla karışmış, unutulmuştu.

O ayakkabılara bakarken, içimi garip bir boşluk kapladı. Hayatın, bir noktada herkesin terk edebileceği bir yer haline geldiğini fark ettim. Hepimiz bir noktada “ayakkabılarımızı” bırakıp gideriz. Bazen geçmişin izlerini taşırken, bazen de onu ardımızda bırakıp gideriz.

Ama bir şey var ki, o eski dilde ayakkabı dediğimiz şey, hepimizin bir parçasıdır. Geçmişin hatıralarını, düşlerimizi ve umutlarımızı taşıyan bir araç. Ayakkabılar, bizim dünyadaki yolculuğumuzu simgeler.

Yeni Bir Umut: Ayakkabıların Gücü

Şimdi, yıllar sonra, eski dildeki “ayakkabı” anlamını bir kez daha düşündüğümde, annemin sözlerini hatırlıyorum: “Ayakkabılar, insanın yolculuğunun izlerini taşır.” Evet, gerçekten de taşıyorlar. Benim için bir ayakkabı, sadece bir nesne değil, bir yaşam öyküsüdür. Her çizik, her topraklanmış yer, her giydiğimiz yeni ayakkabı, hayatta aldığımız kararların izlerini taşır. Bugün giydiğimiz ayakkabılar, belki de gelecekteki adımlarımızın ipuçlarını taşır.

Geçmişteki kaybolan ayakkabılara bakarken, şimdiki zamanın değerini daha çok hissediyorum. Ayakkabılar, o eski dilde olduğu gibi, bizi hatırlatıyor; geçmişi, kaybolmuş olanı ve geleceğe dair umutları. Ama bir yandan da, bir sonraki adımı atmaya devam etmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Her adımda bir hayal kırıklığı, her adımda bir umut var. Hangi ayakkabıyı giyerseniz giyin, önemli olan, o adımı atabilmek, yola devam edebilmek ve her adımda yaşamın farklı yüzleriyle tanışabilmektir.

Sonuç: Ayakkabıların Hikâyesi

Bugün, eski dilde ayakkabı nedir diye sorduğumda, belki de tek bir cevabı yoktur. Bir ayakkabı, geçmişin ve geleceğin birleşim noktasıdır. Her bir adım, bir hayalin, bir düşüncenin, bir yolculuğun başlangıcıdır. Ve belki de, bir gün eski bir çift ayakkabıyı bulduğumuzda, bu eski dildeki soruyu tekrar sorarız: “Ayakkabılar neyi simgeliyor? Hangi anıları, hangi duyguları taşıyor?”

Ben, o eski ayakkabıyı bugün bile hatırlıyorum. O kadar çok şey anlatıyor ki, bazen kelimeler yetmiyor. Ama içimde hissettiğim tek bir şey var: Adımlar atılmadan, yolculuk başlamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ahmet Başbey Bülent Kent